Mektup
Kilis Mektubu
Gızım Şolee!
Heerli günler, anasının gülü. Mektubuma sihhat, âfiyet dileyip başlorum. Kele gızım… nedon, nişlon? Son mektubumu postaya vereli neçe zeman olor. Heçsin. Sesin, solukun çıkmoor. Mıkımı böyle edon. Ne var accık şu anana ikki habbe bir şeyler yazıversen. Bene acı, ikki İstanbul’dan hanek, haket anlatsan. Bene bak! Yokusam artık beni sevmon zaar. Yazmıcımdı da dayanamorum, gene yazorum. Seni çok özlorum. Asıl magruzatım budur kele.
Gelelim Killis’e. Gözlerimi yummuş, Killis’i düşünorum. Killis aynı bıraktıgın kimmi. Sebbah oloor, aaşam oloor. Evleri çimiooruk. Arada sebanaya varoruk. Zeytler oloor, kavunlar oloor. Şilif dolusu kavunlar gelor. Çevirip kıçını kokloruk. Tüyleri burnumuza bator. Dayanamoruk, hapşıroruk. Fazla olunca yoldan geçen Acarlı’lara veroruk. İki due aloruk. Sen seven deyin, nenen acirden balcan dolması bişiror bizi çağırıyor. Ama sen yoksun ki kele. Olsun dor. Arada Şıh Meheme’de gidoruk. Iscaktan tumanımız bile yaşaror. Aldırmoruk. Konu komşu berabar yüroruk. Güzel kızım, sene ikki due edorum. Heerlii evlat olasan deyin kele. Yoksam ne edicim orda be’ kelee..
Ah güzel Şoleem… Sergiler bereketlendi. Bekmezimizi de bereketledik. Bu seneki bekmez, bıldır kimmin olmadı. Neyin sebebine bilmorum. Gardaşının bekmez hallesinin başında bir estirmesi var göresen. Horantacak yaptık, carralara yerleştirdik. Kele anam gelince doya doya yersin. Hani hep don ya… “Başım balkoor… gözümün bilyaları düşücü kimmin hissedorum,” deyin. İkki kaşık bekmez ye heç bişeycen galmaz. Hebden iyi geloor.
Geçenlerde Küccük Çarşı Kasteli’nin ordan geçerken kimmi gördüm bilon mu? Senin Ulucan’dan sınıf arkadaşın vardı ya, hani şu kıçı kırıkların caaf kız. Kele Ayyuş’u, Ayyuş’u dorum. Essah bak. Kele anam o caaf kız, semirmiş, gelinlik gız olmuş. Mahala gelmiş. Düğürcün gelor mu kezz dedim. “Hee geloor, gayfe pişirmekten bir hal olorum door, bene” kikirdek şarmuta. Yeri babam yeri doorum. Sene kim gelici, boy desen kuttuk. Yüzün desen çapar. Uuyyşt dorum içimden, sufatına karşı. Cin çalasıcaya bak kele, hava ator bene.
Dur hele. Bayaktan yazcaktım. Hafsalamdan getti. Seb günü, gecce ne oldu bilon mu? Belediye çıraları yeni yanmıştı. Dehlizde bir gıyamet, bir taşgala… koptu ki sorma getsin. Zennup’un herifi Ökkeş, sokakta birrah çağıror, fışkı içesice. Kör küttük ziffirlenmiş. Ana avrat sövoor. Allah bin bele vere kendiğe. Piss, mezarlık kumarcısı. Kara yere gette yanı yanı getsin kele. Ağzına yuyucu parmağı gire de kıvrıla kalasıca. Baban dayanamadı avradın çığırmalarına. Koştuk gettik. Zor araladık deyyusu. Baban, Ökkeş’in yakasından bir tuttu “Ne don yorum sen,” der demez bir sille çaktı suratına. Köppek kimin oldu. Anam…yazık avrata. Kötek atarken benzi ahan da üstümdeki asbab kimmin olmuştu zaar. Eee gızım Killis’in avratlarının kaderi gara. Ne demiş bööklerimiz. “Killis’ten gız alıcın amma Killis’e gız vermicin.” Sen çok şökür Rabbıma okudun. Öğretmen oldun. Ayakların yere sağlam basoor. Allah yine de herlisinnen karşılaştırsın accı.
Hadi gene ikki haneğin belini kırdık kimin oldu zaar. Kendine tikkat ed. Ben genni gennime mıkayet olorum. Sende gendine mıkayet ol anasının gülü… seni Allah için seven anan Fatoo..
Sinop Mektubu
Pek gıymatlu Abulacum Miyesser;
Evvela selam eder, elleründen öperüün. Sende beni soracak olusan, çok şükür iyiyün, diyemeyan abulacum. Bir yere bacum var diyelek, niye aramayıp, sormayonuz beni hiiç? Duymadın mı olanları sen. Yoksam sen, bana daruldun mu? Be abulacum, sen elalemin lafuna mı bakıyan. Halbuki ben hep derin. Benim en gıymatlu, abulam Miyesser diye. Millet şahit. Ben, bacum Hanife gibi ikiyüzlümüyün. Önünden başka, arkadan başka konuşcan. Ayanayy…bülüsün hiç yapmam. Neyse… boş ver gidsün …
Onu dicen sana. Ah! Abulacum ah! Nele geldü başuma. Niyapucamu şaşudum, galdum. Yaz tatiline Ayancuğa gidelim dedük hep beraber. Anamı da göresim geldiydi biliyan mı? Emme velakin gaynanam garı da peşimize takılı verii. Tutdudu “Ben de geliyan” diye…kenef garı. Uzak dedük, yollar gıvrak, dedük vazgeçiremedük. Gitdük hep berabar köye. Gitmez olayduk keşkem. Ah! Abulacum ah. Kaldım mı anamınan, gaynanam arasında. Duddumuşlar “En iyisi benim dedim oluu. İşin, gücün, hepücüğün en iyisünü ben ederin” diye. “Sen hort, ben hort, damda danaya kim verecek bi tutam ot” misalü. Dabii didişmekten iş yapan yok. Galıveriyan ortalarunda. Göya tatile gitdük. Ay anam ay….
Anam garı deya “kalkın orağa gidilecek,” gaynanam garı deya “O da neyimiş ki” diyelek başlıya söylenmeye. Memleket farku işte. Bilmez bizim adetleri. O da az değül, açtı mıydı ağzını, susmak dedi bilmeyaa. Anam “Hadin” diyelek pasakta oturup, beni bekleyaa. Gaynanam önüme dikülmüş gazzuk alem gibi duru veriya. Tabii önünden hizmet edecek gelin isteya. Niyapucan, şaşudum kaldum. Neyse…ondan kere allem etdin, gallem etdin, gaynanam kazan garıyı ikna ettim sonunda. Hep beraber bizim köy çeşmesinin ora ki tarlaya doğru başladık gitmeye. Anamm! Niye arkadan dolanmadıysak? Anamın işleri hep bunlar. Bilmem mi? İlla bizi aleme reklam edcek ya. Ondan kelli… bi baktık çeşmenin önünde Yalak Makbule, Nuri’nin Ünzile, Nadir garı felan hep beraber birükmüş, oturuyolla. Bizi gören anama “Gözün aydın” deya. Ne oldu anamadım. Anam birden garılara “Pissler, bok yiyesiceler. Benim ineği savarken ciciklerini sildiğim bez tööbeler olsun sizden daha temüz” diyelek bavırı veriya. Kız ana süsetme, beni irezil etme, deyan beni duymaya bile. Meğer garılar köylü suyunda bir dirhem su bırakmamışla çeşmede. O suyunan temizlik yapacaklarına bostan sulamışlar. Onun için laf etmişmiş garılara. Ah! Ah! El bili mü? Neyse… nere galduydum. Onu dicen, öyle böyle varu verük tallaya. Ondan kelli, bir baktum, un çovalu gibi yerinden galkamayan gaynamam garı ot yoluyaa. Ayanaay. Şaşudum ama garı gene yaranamadı anama… anam başladı atışmaya…
“Ot yolarun, ot yolarun
Parmağıma dolarun.
Çok konuşma kaynana
Saçlarınu yolarun” diyelek maniler düzdürüyaa.
Anama “etme, eyleme, garıyla beni düşüme birbirimize” der iken bir de bakarın, gaynanam da başladımı vizir vizir etmeye;
“Sandıkta muskaaa
Gaynana, ne koskaaa
Ayran mıydı, su muydu?
Kız evi de bu muydu?” deyincek ağzım açık kala kaldum olduğum yerre. Gaynanam, anama “Demek sen bizi çekemeyan” dedi. Anam, sen gıskan, garıya “Ben, seni nasıl çekeyin. Seni çekmem için draktör ilazım” diyelek cevap verdi ya. Beni düşünebiliyan mı aralarında. Bıraktım ne halleri varsa görsünler diyelek. Onlar atışıya, emmevelakin, benim göynüm de durmaya. Ortara çaylayan. Susturmam da ilazım. Bir yandan da ganım acukdu. Eve varalım da bir makarna keselim, üstüne de cövüzü dökelim, ganımızı doyuralım dedim. Demez olaydım ya. Gaynanam çişlüsü “Ben yemem. Öyle şey mi olumuş?” deyi vermesin mi? Anam garı da “Biz Ayancuk’luyuz makarnamızı kendimüz keserüz. Hem misafür dedüğün, umduğunu degül bulduğunu yer” diyelek her fırsatta garıya laf vuruya. Giriya çenemin dibine. “Piissss! Bu sidüklü garı ne anlar bizim yemeklerden” diyelek sürekli konuşu konuşu veriya başımda. Kimi konuşmalarımızı gaynanam duyacak diye aklum çıkıya. Anama deyan “Süsetme du.” Gaynanama deyan “Sös etme” ikisi de anlamayala. Süsetme dedikçe bu sefer de bağaa sardı mı anam? Ay abulaaa. “Elleri başuma sardudun” diyelek. Sonra iş evin bütün kızlarına sekü verü. Sinirinden hepimüz için “Allah belanuzu versün. Kızansımışlar orospular, erkenden amınıza su yürüdü de tutamadınız kendinizi dimi, elleri başıma sardınız” diyelek açtı bayramlık avuzunu …baktım olcak gibi değül, üç gün sonra döndüm gerisin geriye. Beni gaynanam karıyla da kötü etti. Ah! Abulacum ah! Bağaa bir akul ver abulacum. Çatlayan can sıkıntısından. Nasıl düzeltecem ben bu durumu? Bide anam içime kurd düşüdü. Sonbahar da yanımıza gelecekmiş. Acaba deyan. Bize geleceği zaman sen, telgraf çekip, İstanbul’a çavuru varsan mı? Bilemedin ki ay abulacuğum. Sen büyüksün, bilüsün. Bana Allah rızası içün yardım edün. Bu gidişte yuvam yıkılacak. Ah! Benim en gıymatlı abulacum ah…. Tez vakitte cevabunu bekleyan. Tekrar ellerinden öper, herkese selam ederün…. Bacın Seher…