Her Günah Sahibinden İntikam Alacağı Günü Bekler

Ben varlığımı kendi avuçlarımın içine dolar öyle gezerim. Sabaha değen her bir gece benim hayallerimin, çılgınca fikirlerimin bekçisiydi. Karanlıkta boğulan zaman ise sonsuzluktan geçip, zihnimin en derinlerinde yok olurdu. Ruhumda birçok sır var. Ama sizler anlamıyorsunuz. Oysa hepinizin kulağına bir Tanrı’nın günahını fısıldadım.

Bu günah neydi biliyor musunuz? Hayır, bilmiyorsunuz. Sadece biliyormuş gibi yapıyorsunuz. Ahmaklar ordusu sizi, nerden bileceksiniz? Suskunlar yığını köleler! Akılsızlar! Siz böyle olduğunuz sürece durun, bakın size daha neler yapacağım. Olmayan aklınız bile şaşıracak. Bana karşı koyamayacak ve siz; sessiz, hep sessiz kalacaksınız. Öyle ya çünkü siz buna alışıksınız. Hey! Beni duyuyor musunuz? Sağırlar! Size bir Tanrı’nın günahını fısıldadım diyorum. Gecemi hatta gündüzümü çaldı bir Tanrı. Cennetin ırmaklarında hayallerimi bir bir söndürdü; halbuki gün ve ben çok kez yok olmayı istedik. Güneş bile sonsuzlar ülkesini örtmek istedi üzerine ama bir Tanrı onu daha çok yaktı. Kötü ruhların nefesi harladı ateşi üzerime. Dünya erimeye başlarken ateşin, çıtırtıları yankılandı dağ yamaçlarında. Sonra her yerde var olan Tanrı’ya yöneldim. Hayallerimi sundum. O ne yaptı; bana bir oyun öğretti. Fakat ben bu oyunu sonrasında kendime göre oynadım. Onu da kandırdım. Evet, evet kandırdım. Tıpkı sizi kandırdığım gibi. Bu oyunu oynarken bir numaralı ve vazgeçilmez kuralımdan asla vazgeçmedim. “Karanlığın içinde karanlık olmak…” sonra bu karanlığımı yavaş yavaş üzerinize serdim. Sessizleştiniz. En yakınlarım gibi siz de her zaman korktunuz benden. Sürekli acımasızlığımdan, gaddarlığımdan, ahlaksızlığımdan söz ettiniz ama gel gelelim yüzüme bunları söyleyemediniz. Çünkü ödleksiniz, Ödlek!

Ben acımasızlığı daha küçük yaşlarımda savaş meydanlarında dolaşırken öğrendim. Babamın ordusundaki askerler bana kısa ve çelimsiz kaldığım için “Minik çizme,” adını verdiler. Benimle sürekli dalga geçerlerdi. Bu hiç hoşuma gitmezdi ama sustum ve sıramı bekledim. Sonra babam öldü. Bu ne ki dahası var; babam ölünce amcam beni evlat edindi edinmesine ama her gece şehvetinin kurbanı oldum. İntikamımı almak için yine sabrettim. Gün geldi. İntikamımı aldım. Büyük bir zevkle tahtına kanını akıttım. Gördüğünüz üzere şimdi hepinizin en tepesindeyim. Bir de bana “Ahlaksız,” diyorsunuz. O ve onun gibiler yahut da siz çok mu ahlaklısınız? Neymiş efendim; ileri gelenlerinizin tüm mal varlığına, eşlerine ve kızlarına el koymuşum. Halkın parasını zimmetime geçirmişim. Gereksiz kanunlar ve vergiler çıkarmışım. Milleti aç, sefil bırakmışım. Karşı çıkanın canını almışım. Dilini kopartmışım. İnsancıkları aslanlara canlı canlı yem etmişim; doğru hepsini yaptım. Hem de büyük bir zevkle, kana susamışlıkla yaptım. Ama merak etmeden de yapamıyorum. Size soruyorum. Peki siz neden karşı çıkmadınız, niye bir şeyler yapmak için beklediniz? İnanın aklım almıyor bazen. Neyse umurumda değilsiniz. Demek ki siz bunları hak ediyorsunuz. Söylesenize beni öldürmek için daha ne bekliyorsunuz? Yapamazsınız. Çünkü yüreğiniz yok. Siz benden de aşağılıksınız!

Bir gün deniz coşup aklı sıra bana meydan okudu. Topladım tüm ordumu gittim üzerine; kıyıdan izledim olan biteni. Kabul ediyorum olanlar çok vahşiceydi. En iyi askerlerim kılıçlarını sapladılar denizin çalkantılı böğrüne. Neptün sonunda dayanamadı benim zulmüme. O bile af diledi benden. Haşmetimden, azametimden düşüne biliyor musunuz korktu? Sağ kalan askerlerime tüm inci, mercan ve çakıl taşlarını ganimet olarak vermek zorunda kaldı. Tabii ki isteğini geri çevirmedim. Niye çevireyim ki? Aldım hemen. Hepsini zevki sefada bir güzel yedim bitirdim. Sonuçta o da size benzedi. Zorbalığımın karşısında daha fazla dayanamadı; bana kudretime boyun eğmek zorunda kaldı. Böylece bir Tanrı daha zehrini akıttı kanıma, böylece bedenime bir Tanrı’nın daha günahı yapıştı.

“Karanlığın içinde karanlık olmak…” evet benim düsturum; arada bana kardeşimden söz açarak canımı yakmaya çalışıyorsunuz. İnanın benim kadar zevkle can yakamazsınız. Oysa beni her ne kadar yasa boğsa da çok sevdim kız kardeşimi. İnanmıyorsunuz ama o da beni çok sevdi. İlk zamanlar onda gördüğüm şey sevgiydi sadece. Sonra kararan avuçları, beyaz taneleri andıran saçları ve yanık kolları, bir öfkeyi bir sessizliği sevmeye başladı. Gözleri yok olmaya yakın bir yıldıza benzedi. Çatlamaya yüz tutmuş dudakları, birkaç tohum bıraktı, sözleri sulandı. Gözlerim kocaman oldu. Doğruldum. Sıkıca sarıldım bedenine. Üzerine yapışmış sessizlik ateşinin kokusunu işittim. O kadar çok sarıldım ki sonunda ruhumuz bir oldu. “Uyu,” dedim “Bir an önce uyu…” zihnimde varlığını hissettiğim, sessizlik kelimeleri gözlerinde su oldu. “Seni seviyorum,” diyerek üzerine bir kez daha karanlık örtümü kapattım. Gece bedenime sızdı. Ruhumsa hep o gecede var oldu. Zihnimi anlattığımda meleklere ve herkese delirdiğimi söylediler. Varlığım karanlık yangın yeri benim. Ben size bir Tanrı’nın günahını fısıldadım.

Sonra bir gün sabah kapımın altından dökülmeye başladığı vakit kalktım ayağa. Yeni bir kararla günü karşıladım. Çok sevdiğim atıma atladım. Birlikte size zamansız bir oyun oynamaya karar verdik. Sessizliğinize bir çığır açacağız. Evet, evet bir çığır açacağız. Karanlığı merhem sayan zihnim sizi daha da zorlayacak. İnanın çok keyifli olacak. Nasıl olsa her kararımı onaylıyor ve uyguluyorsunuz. Sıkı durun açıklıyorum. Bundan sonra benim beyaz atımın kararlarını da uygulayacaksınız. Onun ve benim her türlü isteklerimi yerine getireceksiniz. Nasıl ama bir at, benle beraber size hükmedecek? Çok iyi fikir değil mi? Of yine donup kaldınız. Yine sessizsiniz. İnanın çok sıkıcısınız. Tamam. Haklısınız. Size hiç benzemiyor. Kabul ediyorum. Mesela sizin gibi bana yalan söylemiyor. Riyakâr davranmıyor. Üstelik ahmak değil aptal da değil. Korkak hiç değil. En sevdiğim yanı ne biliyor musunuz? Bana rağmen istemediği olunca kişniyor. Hem de bir eşeği andırırcasına anıra anıra kişniyor. Hey! beni duyuyor musunuz? Sizi, benle beraber bir at yönetecek diyorum. Şaşkınlar! Dilinizi mi yuttunuz? Âmâ mısınız? Görmüyor musunuz? Korkaklar! Aptallar! Niye karşı çıkmıyorsunuz… neden ha neden susuyorsunuz? Susmayın. İçinizden de konuşmayın. Biliyorum bana “Şeytan,” diyorsunuz. Peki siz çok iyi olduğunuz için mi benim gibi bir şeytana uyuyorsunuz? Ha, söyleyin hadi durmayın! Yüzüme söyleyin. Söylesenize beni öldürmek için neyi bekliyorsunuz? Adi köleler! Korkaklar! Demek siz her şeyi hak ediyorsunuz… Siz bir sır vereyim mi? Sizin gibi canlılar evreni doldurmayı hiç hak etmiyor.

Sonunda çiğ bir zamanın çiğ bir sabahının içinde özgür bıraktım adımlarımı. Hepiniz karşımda koca bir boşluksunuz. Ben ölülerimin yanında daha rahatım. Onları sizden daha çok seviyorum. Size benzemiyorlar ve benzemeyeceklerde; onlar, bana benziyor bana… Beni bekliyorlar eminim… hissediyorum… ayak sesleri duyuyorum; askerler geliyorlar! Etrafım…etrafım sarılıyor! Bedenim kana susamışlıkla kendi kanımda boğulurken bile zihnim susmuyor. Görüyorum; ölülerim dökülüyor gökyüzünden, bana bakıyorlar. Kendi sonlarını şimdi benim üzerimde izliyorlar. Tiksinerek gülüyorlar yüzüme. Yine kötü ruhların nefesi harlıyor ateşi. Bedenim, gözle görülür karanlığın yangın yeri. Küllerim geceden geceye savulurken, toprak bedenimin tadını öğrenemedi. Bir Tanrı -şimdi - gurur duydu yarattığı ölümden. Ben, size bir Tanrı’nın günahını fısıldadım. Bundan böyle, ben Tanrı’nın günahıyım. Sizin günahınız ise sessizlik. Sessizlik…sessizlik de büyük günahtır unutmayın!...